Dersim’in keşfedilmemiş bir hazinesi: Ahmet Sarıgül

Ekim 6, 2011 at 10:55 am (Aktüel_Güncel)

Dersim’in keşfedilmemiş bir hazinesi: Ahmet Sarıgül

 

(Camal Taş’ın Ahmet Sarıgül Ropörtajı Üzerine Birkaç Söz)

Dersim’in bir hazinesi kaldımı ki, Dersim’in keşfedilmeyen bir hazinesi de olsun diye sorulabilir. Evet, gerçekçe Dersim’in hazineleri yıllardır talan ediliyor. Hem de her yönlü! İnsan olarak varlığı yıllardır imha ediliyor. Kültürü, kültürel değerleri talan ediliyor. Tarihi ve arkeolojik varlıkları çalınıyor, tahrip ediliyor. Yıllardır  yürütülen savaş ile coğrafyası imha edilmek istendi; köyleri, ormanları, doğal güzellikleri tahrip edildi. Bu da yetmedi, uygulanan plan gereği su altına gömülmek isteniyor Dersim, suda boğulmak isteniyor. Bütün bunlara rağmen Dersim’in hala kıyıda, köşede yaşayan bir hazinesi kaldı mı diye sorulabilir.

Evet, kıyıda ve köşede de kalsa, belki Dersim dışına savrulmuş da olsalar, Dersim’in hala keşfedilmeyen bazı hazineleri var. Burada üzerinde durduğum konu, Dersim’in kültürel değerleri ve bu değerleri üretenlerinden biri ile ilgilidir. Evet, Dersim’in hala inadına yaşayan özelliklerinden biri, O’nun henüz yok olmayan bazı kültürel değerleri ve bu değerleri inadına üreten sınırlı sayıdaki ozanlarıdır.  

Dersim gibi Dersim’in ozanları da yüzyıllardır talihsizlikler yaşıyorlar. Bunların en büyük talihsizlikleri de, yazılı bir geleneğe ve olanağa sahip olmamalarıdır. Aslında Dersim’in ozanları, halkının  gördüklerini, yaşadıklarını dile getirmişlerdir. Ama bunlar sözlü olarak kalmıştır. Doğal olarak bir ozan göçüp gittikten bir süre sonra, eserleri yetim kalıyor. Kayıtlı olmadıkları için de, bu yetimler sahip çıkanlara kalıyor. Bunlara sahip çıkanlar, Dersim’de çoğu zaman halk olmuştur. Halk yetimini sahiplenmiş, onu çocuğu gibi korumuştur. Ama bu sahiplenme, bu koruma, çoğu zaman kimliğin, konumuz gereği eserin sahibinin bilinmesine yetmemiştir. Çünkü yazılı ve kayıtlı değildir. Doğal olarak bu eserlerin halka mal olanları zamanla, anonimleşmiştir. Kanaatimce anonim diye bilinen eserlerin çoğu, doğrudan halkın yaptığı eserlerden çok, gerçekte bireylerin, ozanların ürettikleri olup yapanı belli olmayan, daha doğrusu unutulmuş sahipsiz eserlerdir.    

Adları ve eserleri günümüze ulaşan Dersim ozanları sayılır. Bilinenleri, bilindiği kadarı ile kayıt altına almak da önemlidir. Bu anlamda sayın Daimi Cengiz’in “Dizeleriyele Tarihe Tanık Dersim Şairi“ adlı çalışması ile SEY QAJİ ve eseri ölümsüzleştirilmektedir. Böyle çalışmaları yapan, yapabilen kaç araştırmacımız, bilim adamımız var? Bunların sayısının da sınırlı olduğu malümdür. İşte bu araştırmacılarımızdan biri de Cemal Taş’tır. Mesele sadece, hazinenin mevcut olması değildir, daha da önemlisi onun bulunması, deyim yerinde ise keşfedilmesidir.

Geçenlerde Hindistan’da 16. Yüzyıldan kalma bir Buda tapınağında milyar dolarlık bir hazine bulundu. Yıllarca, yüz yıllarca insanların gittiği, ibadet ettiği bir mekanda hazine var ve kimse bunun varkında değil. Eğer, bu örneği Dersim’e uyarlarsak, beraber yaşadığımız, düğünlerde derneklerde ezgilerini, ağıtlarını dinlediğimiz  yanı başımızdaki ozanlarımızı bilmiyoruz, tanımıyoruz ve onların eserlerini, hayat hikayelerini kayıt etmiyoruz. Gün geliyor, bu koca çınarlar bir bir devriliyor ve onların eserleri de yetim kalıyor, çoğu yitip gidiyor.

Sevgili Cemal Taş’ın yaptığı işi tanımlamak için doğru kavramlar bulmakta zorlandım desem, yanlış olmaz. Evet, hazineyi arayıp bulana ne denirdi? Hazine arayıcısı mı? Onu, bunu bilmem ama Cemal Taş’ın, gerçek bir hazine keşfettiğini söyleyebilirim. Hem de yaşayan bir hazine!

Sevgili Cemal Taş, Dersim’in yaşayan hazinelerinden Ahmet Sarıgül’ü bulup konuşturuyor. Neler mi sormuş? Neler sormamış ki? Peki, Ahmet Sarıgül neler anlatmış? Neler anlatmamış ki? Bir dokun bin ah işit misali, anlatmışta, anlatmış! Bunları, burada anlatmak yerine okumanızı öneriyorum. Onun için detaya girmyorum.

Kendi ifadeleriyle A. Sarıgül, okul yüzü görmemiş, Türkçe’yi sonradan, okuma yazmayı ise askerde çat pat öğrenmiş, deyim yerinde ise doğal bir hazinedir. Gerçi eserlerinin bazılarını biraz Türkçe sosuna bandırmıştır ama olsun, o hali ile de güzeldirler. Memleket kokan ezgiler.

Ahmet Sarıgül’ün yakınarak  dile getirdiği konulardan biri, eserlerinin aşırıldığı (çalındığı) noktasındadır. Örnekler, isimler vermiş. Nazik bir konu. Konunun üzerinde durmamın nedeni, kimseyi suçlamak veya rencide etmek değildir. Ama doğrusu ben de, herşeyin göründüğü gibi değil, olduğu gibi bilinmesinden yanayım.  Bu anlamda Ahmet Sarıgül’in dile getirdiği bazı noktalarda açıklama yapma gereği duydum. Bunları röportajın devamındaki notlarda işlemeye çalıştım. 

Türkçe çeviride, söylenenden çok anlatılmak isteneni vermaya çalıştım ama her halükarda metnin özüne sadık kaldığımı söyleyebilirim.  Röporajın önce Türkçesini, sonra Cemal Taş’ın yaptığı şekliyle Zazacasını aynen sunuyorum.

Ahmet Sarıgül’ün dile getirdiklerini zevkle okuyacağınızı umarım.

M.Tornêğeyali

 

Dersim’in yaşayan hazinelerinden Ahmet Sarıgül

Yanık Sesli (Vengo Melul)  Ahmet Sarıgül ile Röportaj

Cemal Taş, Dersim, Kültür ve Etnografya Dergisi, Yıl-8, sayı-10, Haziran 2009, s.18-23

(Cemal Taş: Uzun zamandır  “Kılamê Kırmanciye“ adlı kitap çalışmasını yapıyorum. Bu Şubat ayında kirvelerim Hayri (Xeyri) ile Canan, beni ve kirveleri Latife’yi İngiltere’ye davet ettiler. İkrar, onlardan kederi uzak götürsün. Bu arada ‘kara kitabı‘ da beraber götürdüm. Biliyordum ki, kirvem Hayri’nin ‘Kırmanciye Kılamları‘ (Dersim Ezgileri) üzerine epeyce bilgisi vardır.

Allah sizden de, ondan da razı olsun. O kadar işi gücü arasında, kitabımın eksikliklikleri tamamlansın diye,  benden fazla gayret gösterdi. Ezgiler üzerinde çalışırken kirvem, Ahmet Sarıgül’den bahsetti. Ahmet Sarıgül’ün adını, o güne kadar hiç duymamıştım. Sonra kirvem Hayri, araştırdı, O’nun adres ve telefonunu öğrendi. İngiltere’den döndüğümde Kemal Mutlu ve Hasan Temur’un da yardımıyla, ‘Hazzolo’nun mekanında görüştük. Meğer ki, Sefaköy Sögütlüçeşme’de kalıyormuş. Telefonla tanıştık, kararlaştırdığımız günde de, buluştuk. Ahmet amcanın oğlu Süleyman da beraber gelmişti. Bu sohbeti, Dersim Dergisi okuyucuları için Beyoğlu Hazzopulo’da gerçekleştirdik).

 

 Araştırmacı yazar Cemal Taş ile Ozan Ahmet Sarıgül sohbet halinde

Cemal Taş: Merhaba Ahmet Amca. (Ma be xêr di).

Ahmet Sarıgül: Merhabalar  (Xêr be sılamet).

Cemal Taş: Önce seni tanıyalım?

Ahmet Sarıgül: Adım Ahmet Sarıgül. 1937’de Aşkirek (Aşkirege) de doğmuşum.

C.Taş: Yani 38’den bir yıl evvel, değil mi?

A. Sarıgül: Evet. Zaten, 1938’de Samsun’a sürgün edildik.

1952’de ise memleketimize (Aşkirege) geri döndük.

C.Taş: ‘Kırmancki‘  (Zazaca) dilinde sen nasıl tanınıyorsun? Ataların kimdir?

A. Sarıgül: Bana, -(Sey Sori oğlu)- Sey Ferat’ın torunu derler. (Hemed, Sıleman, Sey Ferat, Sey Sori).

C.Taş: Bunlardan öteye gidebiliyor musun (sayabiliyor musun)?

A. Sarıgül: Hayır, … gidemiyorum.

C.Taş: Annenin adı nedir?

A. Sarıgül: Sultan

C.Taş: Sultan kimin kızıdır?

A. Sarıgül: İlyas Bırazuna’nın kızıdır. Onlar da Aşkireklidir.

C.Taş: Aranızda akrabalık var mı?

A. Sarıgül: Hayır, aslında birbirimizden uzağız. Bizim atamız Ovacık’tan gelmiş. Dedem, Aşkirek’de evleniyor ve orada kalıyor.

C.Taş: Siz Kalanlı -(Khalu) aşiretinden mısınız?

A. Sarıgül: Biz, esas Sey Kemallıyız. Bolanlar (Bolu/Boliyu) üzerine sayılırız (sayılıyoruz).

C.Taş: Peki, Seyit Kemaller Rehber’dir (Rayber). Siz rehberlik yapmıyor musunuz?

A. Sarıgül: Biz de küçük kardeş, büyük kardeşin elini öpmüş, onu kendisine rehber edinmiştir. Dersim Şeceresi (Şıx Hasan Şeceresi, nb) Seyit Kemallerdedir. Bir zamanlar Ana Leyla’da idi. Sey Kerem, Ana Gülüme tarafından bakılmış ve korunmuştur. Qocê Sori dedemizdir (atamızdır). Türbesi (Hewsê xo) ‘Qewax’ mıntıkasındadır. Soyu, Seyit Mahmut Hayrani’den gelir, gider büyük Şeyh Hasan’a (Şıx Hesen) dayanır.

C.Taş: Türbe (Hewıs) Bodıg’da mı? 

A. Sarıgül: Evet, Bodıg’dadır. Şıx Hesen (Şeyh Hasan) Baba’nın torunudur. Türbesi Malatya’dadır.  Şıx Hesen Baba Horosan’dan gelmiştir.

C.Taş: Çocukluğundan ne hatırlıyorsun, Ahmet Amca?

A. Sarıgül: Çocukluğum Samsun’da geçti. Babam, orada; Samsun’da öldü ve biz yetim kaldık. O zaman ben, küçücüktüm. Amcam vardı, o da askere gitti.

C.Taş: Amcanın adı neydi?

A. Sarıgül: Sey İsmail idi; Sasmail derlerdi.

C.Taş: Baban neden öldü? Hastalıktan mı, yoksa Allahın emriyle mi?

A. Sarıgül: Babamı zor hatırlıyorum. Yola gitmişti, ondan öldü. O gün,  babamın dayısı hastalanmıştı. Adı, Yusuf Ağa’nın oğlu Mehmet’ti. Babam da şehre gidiyor ki, dayısına ilaç getirsin. Bizim köy ile şehir arası da epey yoldur. Hem de sık ağaçlı ormandır. Geceleyin bu yoldan  dönüyor. Sabahleyin yola dümüştü, sekiz saat bu taraftan, sekiz saat öbür taraftan, aynı günde gitti ve geldi. Eve yetiştiği anda neneme -(annesine)- dedi ki: “Anne, biraz su ver!“ O, suyu verdi, suyunu içti, sabahleyin yatağa düştü (girdi), bir daha yataktan kalk(a)madı. Artık, gece yolda neyle karşılaşmış, bilmiyorum. Ben, dört-beş yaşlarında idim. Babam, kız kardeşim Fadime’yi çok severdi. O gün şehirden gelirken, kız kardeşime postal getirmişti.

Ben dedim ki: “Baba, bana niye postal getirmedin“?

Dedi: “Oğlum, bir daha gittiğimde, sana da getiririm.“

Babam hastalandığında, nenem şehre gitmiş ki, onun için ilaç getirsin. Köyün diyarında göründüğünde, bakıyor ki, bizim evin önü kalabalık olmuş, anlıyor ki bir şeyler olmuş. Kendini yere atıyor, yuvarlanıyor. Haybesinde karpuz varmış, o karpuz yuvarlandı. Ben küçüktüm, gittim karpuzu yedim.

Bir kadın komşumuz vardı, adı Emine idi. O, koyunları kapının önüne getirip, otlatmıştı. Ben de gidip kuzularla oynadım.  Koçun biri, bana bir küt vurdu, kayadan aşağı attı. Bacağım sıyrılmış, kan revan içinde kalmıştı. Beni götürüp babamın yatağına koymuşlar. Oysa ki babam ölmüş ve getirip yatağa koymuşlar. Ama benim, babamın öldüğünden haberim yok! Annem ağlıyor, ama ben neden ağladığını bilmiyorum. Dedim ki:

“Anne, babamdan neden ses seda çıkmıyor?“

Annem dedi ki:

“Uyuyor.“

Sonra, babamı defin ettiler.

C.Taş: Sen kundakta iken, sizi sürgüne göndermişler. Sen, hiç sordun mu, sizi neden sürgün etmişler? Ya da sizinkiler 38’de, hükümete karşı silahlı çatışmaya girmişler mi?

A. Sarıgül: Hayır, bizimkiler silahlı çatışmaya katılmamışlar. Ancak, bizim taraftan çok kişiyi sürgüne gönderdiler. Köylerimiz, 1952’ye kadar ‘yasak mıntıka‘ idi. Menderes başa geldikten sonra, kanun çıkarttı, oralar serbestleşti. İlk önce de, biz geri döndük; köyümüze gittik. Üç tane keçimiz vardı. Çamurdan ev yaptık, altına girdik. O yıl biraz mısır ektik. Ben, bazen gurbete gidip çalışıyordum. Zamanla malımız, davarımız da çoğaldı.

1995’de köyler yine boşaldı.

Bizi, Samsun Terme’de Bolas¹ köye vermişlerdi. Yetim kalmıştık, çalışanımız yoktu. Amcam, yanımıza geldi, ama o da asker oldu. Sarıkamış’ta dört yıl askerlik yaptı. Biz, orada çok zorluk çektik. Ölmedik… Velhasıl, ayakta kaldık. Çarşamba da Alişan Bey vardı. O’nun değirmeni vardı. Ben, onun değirmenine gider, çuvalları tutar, yardım ederdim. İnsanlar, buğday getirir, öğütürdü. Çuvalları doldururdum, onlar da bana un verirlerdi. Ben, o unları eve götürür, pişirir yerdik. O unlarla idare ederdik.

Alman harbi çıkmıştı, kıtlık vardı, ekmek bulunmazdı. Nenem, sağlığında bizi muhtaç etmedi. O, gider, dolaşırdı. İnsanlar, yiyecek ve eşya verirdi, o da bize getirirdi. O ölünce, biz yetim kaldığımızı anladık.

Nenem öldüğünde, amcam askerdi. Dört yıl yalnız kaldık. Biz, kendimizi besliyemiyorduk. O sıralar, her Salı günü şehir pazarı vardı. Köylüler, gider pazardan mal, eşya, yiyecek getirirdi. Biz, gider yolu gözlerdik. Ben, kız kardeşim ve bir de arkadaşımız Seydaliyê Hemedê İsmali vardı, beraber yolu beklerdik. Köylüler pazardan dönünce biz, yanlarına gider, onlar da bize somun ve meyve verirlerdi. Biz, bir hafta o yiyeceklerle idare ederdik. Ertesi hafta yine gider, yolu kollardık. Annem de bizimle gelirdi ama o utanırdı, ormanda saklanırdı, kimseye görünmezdi.

Sonra amcam askerden döndü, bizi geçindirdi, kimseye muhtaç etmedi. Zaten, ben nüfusta babam üzerine değil, amcam üzerine kaydedilmişim. Annem de, amcam ile evlendi. Amcamdan allah razı olsun, o, bize sahip çıktı, bizi geçindirdi. Ben, gurbette çok yıprandım.

C.Taş: Amcan o vakit henüz bekar mıydı? Yengesini nasıl aldı?

A. Sarıgül: Gönlü yoktu. Nenem zorladı, o da annemi aldı. O, babamdan küçüktü, daha bekardı. 

C.Taş: Siz yolu kollamaya gittiğinizde, köylüler sizin Dersim sürgünlerinin çocukları olduklarını biliyorlar mıydı?

A. Sarıgül: Evet, onlar bizi çok severlerdi. Babam öldüğünde onlar bize çok yardım ettiler. Bazıları Ordu’dan gelmişti, sürüleri vardı, mal mülk sahibi idiler. Ben, kendilerine çobanlık yapardım. Bağları, bahçeleri vardı.    

C.Taş: Sen bir daha o tarafa gitmedin mi?

A. Sarıgül: İki yıl önce babamın mezarına gittim. Oradaki çocukluk arkadaşlarımı gördüm. Baba dediler ki: Sen nerdesin? Biz seni çok soruşturduk, adresin yoktu. Siz sahip çıkmayınca, heyet geldi, buradaki arazilerine, hazine el koydu.“ 

Bize, çok destek vermek istemişlerdi. Ancak biz, bize verilen mülke sahip çıkamadık; halbuki tapumuz da vardı.

C.Taş: Nenen babanın annesi miydi? Kimlerdendi, adı neydi?

A. Sarıgül: Nenemin adı Sultan idi. Babamın annesiydi. Bizi sürgün ettiklerinde dedem, amcam ile gidiyor, (gönderiliyor). Nenem de, babam ile geldi. Dedem ile amcamı Denizli’ye sürgün etmişlerdi. Babam öldüğünde, onlar istediler ki, biz oraya gidelim. Biz gitmeyince, dedem ve amcam o zaman yanımıza; Samsun’a geldiler. Dedem dedi ki:

“Ben burada ölürüm, beni oğlumun yanına defin edin!“

Orada öldü, mezarı, babamın mezarının yanındadır. Oğlunu çok severdi. Vasiyet etti ki, oğlunun yanına gömülsün. Mezar kazılırken, başı, babamın ayak tarafına getirilmiş.

Dedem, tambur  çalardı. Hem bizim dili (Zazaki), hem de Kürtçe (Kırdaşki) konuşurdu. Çocukları sünnet ederdi. Ama ben çocuktum, aklım kesmiyordu, azıcık simasını hatırlıyorum. Şöyle, kısa boyluydu. Ancak, oğlu öldüğünden beri, hiç tambur çalmazdı.

C.Taş: Deden Sey Ferat için söylüyorsun, değil mi?

A. Sarıgül: Evet.

C.Taş: Siz sürgünde, kim kim idiniz?

A. Sarıgül: Nenemdi, annem ve babamdı, kız kardeşim Fadime ve bir de ben vardım.

Ayrıca Koce Sori giller vardı. (Çê Kocê Sori bi). Yıl 1941 idi, sanıyorum…!

C.Taş: Peki sen Kırmancki dilini (Zazaca’yı) nasıl unutmadın?

A. Sarıgül: Annem, nenem konuşurlardı.

C.Taş: Sen, orada okula gitmedin mi?

A. Sarıgül: Köyümüz, dağın başındaydı. Orada okul (mektev) yoktu. Terme’de vardı. Ben, annemi bırakıp nasıl Terme’ye giderdim? Ben, hiç okula gitmedim. Türkçe’yi orada öğrendim. Askerde de biraz yazı öğrendim.  

C.Taş: Sen Tamburu ne zaman çalmaya başladın?

A. Sarıgül: Ben tamburu, önce Davut Sulari de gördüm. 1955’de İliç’de konser verdi, orada Tambur çalmıştı. Tambur merakı oradan bana geçti. O sıralar İliç’de şehir kulübü vardı. Ben, orada garsonluk yapıyordum. Kırk lira kazanmıştım. Erzincan’a gittim, orada Kumaş oğlu Ali Soylu vardı, Tambur yapıyordu. Otuz lira verdim, kendime bir Tambur aldım. O Tamburu bir çarşafa sardım, Pülümür’e gittim, bir kahvede astım. Param yok ki, otelde yatayım. İlkbahardı, çevreme bakınıyorum ki, bir kamyon bulup kasasında yatayım. Otelci Hıdır Yıldız vardı. Ölmüyse, allah rahmet eylesin.

Bana dedi ki: “Gel, yat. Artık kapıları kapatıyoruz.“

Ben, mecburen gittim. Dedim ki:

“Amcaciğim, benim param yok!“

Dedi ki: “Canın sağ olsun. Sen nerelisin“

Dedim: “Ben Aşkirekliyim.“

Dedi: “Gel, yat. Birgün yolun buralardan geçer, o zaman ödersin.“

Beni misafir etti. Otel parası ve çay bir lira otuzbeş kuruş tutmuştu. Köye gittim, annem parayı verdi, o adamın borcunu gönderdim.

Artık yavaş yavaş Tambur çalmaya başladım, zamanla öğrendim.

Sonra gittim, askerliğimi İzmir’de yaptım. Orduevinde idim. Saz grubumuz vardı. Bu, “Oy Meleme“ ezgisini ben orada, askerde uyarladım. Aşık Daimi bu ezgiyi 1965 yılında plak yaptı. Ben, Zazaca (Kırmancki) ve Türkçe (Tırki) karışık okumuştum. Rahmetli Aşık Daimi o ezgiyi değiştirdi. Ancak, demişti ki: ‘Söz-müzik Ahmet Sarıgül’e aittir. Daimi, iyi biriydi, erken öldü. Daha sonra Hasan Sağlam, odur kasetinde seslendirmiş.

C.Taş: “Oy Meleme“ ezgisinin sözleri nasıldı? 

A. Sarıgül: Oy Meleme (s.20-21)²

Pülümür yolları kardır

Beni ağlatan bir yardır

Ağlatma güzelim beni

Ağlamak bize zarardır

Oy Meleme Meleme

Çımi şiay buri qelemê

Ezo serba canê to

Biyo dısmenê alemi

Sarıgülüm sor halimi

Saram yarin cebelini

Kız ben senin yüzünden

Gezerim gurbet elini.

1962 yılında ise ben İzmir radyosunda “Ela Gözünü Sevdiğim Dilber”³ türküsünü okudum. Onu da -(daha sonra)- Bedia Akartürk seslendirdi.

Askerden döndüğümde bir gün Pülümür’e gittim, bir kahve de tambur çaldım, türkü söyledim. İnsanlar, üst üste yığıldı. Bana para topladılar, bir günde kırk lira kazandım.

Tunceli’ye gittim, Veli Suroğlu tamburu gördü. Beni götürdü, içtik, ben tambur çaldım, türkü söyledim. Oradan Malatya’ya ve Malatya’dan Bursa’ya gittim. Daha sonra memleketten eşimi alıp Bursa’ya gittim ve üçyıl orada kaldım.

C.Taş: Sen Bursa’da ne iş yaptın?

A. Sarıgül: Bir arkadaşım vardı, o da keman çalıyordu. Onunla beraber düğünlere giderdik. Biz tambur ve keman ile beraber çalardık. Her düğünde ikiyiz elli lira alıyorduk.

C.Taş: Kırmançlar -(Dersimliler, Aleviler)- da sizi çağırıyor muydu?

A. Sarıgül: Türkler de, Kırmançlar da -(Dersimliler, Aleviler)- bizi çağırıyordu. Bulgarlar (göçmenler) bile bizi çağırıyordu. Biz Bursa’dan İstanbul Sarıgazi’ye gider, düğünlerde çalardık. (Ma Bursa ra şiyene Estemol Sarıgazi de ki citi viyarnêne ra). Daha sonra Bursa’dan İstanbul’a gittim. Ben Turan Engin’e de tambur çaldım. Haydar Ağbaba’ya, Bedri Ayseli’ye de çaldım. İzmir radyosunda Beyhan Akıncı vardı, O’na da tambur çaldım. O sıralar, arka çıkanlarım (destekleyenlerim) yoktu. Esmer birini görünce, yanına gider, tanışırdık. Ali Ekber Çiçek’i de tanıyordum ama ona kırgınım.

C.Taş: Neden?

A. Sarıgül: Bana dedi ki: “Sana plak yaparım, destek veriririm.“ Ama kıskançtı, beni oyaladı, hiçbir şey de yapmadı. Fakat ben onu çok misafir ettim. Hem Bursa’da, hem de İzmir’de.

C.Taş: Bursa’dan sonra…?

A. Sarıgül: Oradan İstanbul’a geldim. Kırk yıldır İstanbul, Söğütlüçeşme’de yaşıyorum. 1965 yılında orada gecekondu yaptım, hala oradayım. (1963 yılında memleketten göç edip İstanbul’a geldim). İstanbul’da sekiz yıl Hürriyet gazetesinde çalıştım. Onüç yıl da Güven Plastik’te çalıştım. Oradan emekli oldum.

1966 yılında üç tane plak çıkarttım. İki tanesini Şenay Plak’tan, birini de Palandöken Plak’tan.  

C.Taş: “Vore vora“⁴ adlı ezgi de senin mi? (Vore Vora ki to yimis kerda?).

A. Sarıgül: Evet, o da benimdir.  (Heya, a ki yê mına, s.21).

Vore vora esto gılê kou

Çêu barkerdo şiyê duzê waru

La lao tı ke sona memleketu

Comerd to veco ma rê biyaro.

Bölük bölük olmuş peri kızları

Hiç birisi Gülizar’ıma benzemez.

*************

Zazaca’dır ama içinde Türkçe’de vardır. (Zazacawa hama tey Tırki ki esto, s.21).

Bir de ‘Geldim İmam Hüseyin‘ ve ‘Çok zamandır ayrıldım sıladan, gönül vazgeçmiyor miri vefadan‘ adlı ezgiler. Bunu uzun hava olarak söyledim. Ben türkü söyledim ama kimse elimizden tutmadı. Acemilik dönemindeydik, İstanbul’a geldik… 1975 yılında İstanbul Radyosunda amatör yarışma olmuştu. Ben de girdim, altıncı oldum. Bir ezgi seslendirmiştim, adı ‘Piro‘ idi. Diyordum ki:

 

A. Sarıgül’ün ‘Gel Dinim İmanım İmam Hüseyin’ adlı plağı.

 
O hangi ağaçtır dalsız, budaksız

O nedir gezer elsiz, ayaksız

O nedir havada uçar kanatsız

Gel bunun manasını şimdi ver piro

O hurmadır dalsız budaksız

O yılandır gezer elsiz ayaksız

O rüzgardır uçar kanatsız talip  

*************

C.Taş: Sen o plaklardan sonra neden kaset (bant) çıkarmadın?

A. Sarıgül: O sıralar, hem plak ham maddesi yoktu ve hem de arajmanlar çıktığından halk müziği gerilemişti. Orhan Gencebay ve onun gibilerden sonra biz piyasada yer bulamadık. Kriz vardı, Feyzullah Çınar’ın plakları bile satılmadı. Ayrıca benim destekleyenim yoktu.

C.Taş: Kirvem Hayri dedi ki, “Oy Fadike“ türküsünün uyarlayıcısı da Ahmet amcadır. Gerçekte, işin aslı, astarı nedir?

A. Sarıgül: Ben bir kızı sevdim. O, gitti başka biri ile evlendi. Ona kızgınlığımdan, gittim, çocuk yaştaki başka bir kızla nişanlandım. Nişanlım, henüz onüç yaşında idi. Amcam Şah İsmail, evlenmem için beni zorladı. Ben de dedim ki, askere gidip geleyim, ondan sonra…

Bu arada gurbete gittim. Haber geldi ki, kardeşlerimin sünneti var. Köye döndüm. Baktım ki, davulcular köye gidiyor.

Dedim ki: “Anne davulcular nereye gidiyor?“

Dedi: “Halanı getirmeye gidiyorlar!“

Biz  Mezreköy’deydik.⁵ Gidip Aşkirek’ten (Aşkirege) getiriyorler. Davulcular gitti, bir iki saat geçti, geri gelmediler. Sonra baktım ki, sırtta göründüler. Hemedê Qemeri diyorlar, mısayıbımdır. Baktım ki o, gelinin (atını) önden çekiyor. Ben ağlamaya başladım, dedim ki: “Ey vah, ey vah…“ Çocuklar (gençler) bana soruyor: “Neden ağlıyorsun?“ diye.

Dedim ki: “Onlar gidip bana gelin getirmişler.“

Yavuklumun evine gittiklerinde, o, kaçıyor; gidip dalların arasına saklanıyor. Onlar gidip bulup getiriyorlar. Zorla gelin ediyorlar. O, daha küçücüktü, çelik çomak oynuyordu. O, Fadike türküsünü O’nun üzerine yaktım.

Ben gurbete gider, gezerdim. Ondan (amcam) öyle yaptı ki, yanında kalayım. Kardeşlerimi sünnet ettiler, benim düğünü de böylece aradan çıkardılar.

C.Taş: Peki, o zaman senin gönlün yokmuydu da ağladın?

A. Sarıgül: Hayır, hayır. Gönlüm vardı ama (nişanlım) daha çocuk yaşta idi. Ben, askerden döndükten sonra getirmeyi düşünüyordum. Hem ben artık yirmi yaşındaydım, o ise çocuktu.

C.Taş: Şimdiye kadar hala eşin olan o Fadik mi? Çocuklarının annesi?

A. Sarıgül: Evet, odur evde. 

C.Taş: Sen gerçekten yavuklun üzerine mi söyledin, yoksa başka birinde mi gönlün vardı?

A. Sarıgül: Düğünü yapınca, yavuklumun çocukluğunu unuttum. Sonra, aradan birkaç yıl geçti, bizim köyde bir kız vardı. Onun adı da Fadıke idi. 1986 yılında o kızı gelin ettiler, o da çocuk yaşta idi. O vakit, ona acıdım, benim yavuklum da çocukken gelin olmuştu. Ben de o zaman bu türküyü yaktım (uyarladım) ki, kızlar çocukken evlendirilmesin. İnsana ibret olsun. O yaşlarda, onların aklı kesmez ki aşk nedir, evlilik nedir?

Bir gün Pülümür’de bir eve misafir oldum. Akşam oturduk, rakı içtik, arkadaşları geldi, ev doldu. Tambur çaldık, türkü söyledik. Sabah oldu, ev sahibi kadın çay yapıp balkona getirdi, dedi: “Gel çay iç.“

Hem çay içiyoruz, hem de sohbet ediyoruz. Baktım ki kadın hiç konuşmuyor, suskun ve üzgün. Dedim ki: “Bacım, sen neden öyle suskunsun, neden konuşmuyorsun?“

Dedi: “Ne konuşayım?“ Dedim, “ iki dakika önce keyfin yerindeydi, şimdi ne oldu?“

Baktım ki, şekerin içine su damlıyor. Yağış da yok, yukarı bakıyor, balkon! Dikkatlice süzünce, gördüm ki, kadın ağlıyor, göz yaşları da şekerin içine damlıyor.

Meğer ki, kadın genç kızlığında bizim köydeki bir gence aşıkmış. Oğlanın babası, bu kızın babasının evine gidiyor. Gitmiş ki, bu kızı oğluna istesin. Gidip oturuyor. Soruyorlar:

“Neden geldin? Hayırdır!“ Diyor ki: “Ben hayırlı bir iş için geldim. Kızını, oğluma istemeye geldim.“ Kızın babası diyor ki: “Verilecek kızım yok! Hangi yoldan geldinse, o yoldan dön ve git!“

Kadın, öyle dile geldi, dedi ki: “Babam, o vakit bana sormadı ki, kızım, gönlün var mı, yok mu? Oğlana, böylece red cevabı verildi. Şimdi onbeş yıldır, başka biri ile evliyim ama gönülsüz. İşte, benim derdim budur. Bu yüzden ağlıyorum.“

Ben, -(bu olay üzerine) bir de onun üzerine yaktım. Gerçekten de aradan yirmi yıl geçti, ayrıldılar. Bu çocuklara günah değil mi? Neden, gönülsüz ve zoraki evlendirilsinler? Neden, istedikleri ile evlenemesinler?

C.Taş: Murat işi, günahtır, öyle değil mi?

A. Sarıgül: Evet, en büyük günahtır. Tanrı biliyor, ne kadar büyük günah olduğunu. Ben de bir kızı sevmiştim. Amcam dedi ki, sana isteyeceğim. Başka biri geldi, o kızı istedi. O, benim sevdiğm kız, gitti başkası ile evlendi. Hem onun, hem de benim için iyi olmadı. O gidince ben, bir tane de ona yaktım: “Hiç kimse benim Sultanıma benzemez.

Daha sonra, ben de gittim, inadına Fadike’yi istedim. Dedim ki, üç yıl kalsın, ben askere gider gelirim, kısmetse evlenirim, değilse de olmaz. Ama amcam gitti, erkenden getirdi. Daha çocuktu. Boyuna babasının evine giderdi, ben de gider, getirirdim. İstanbul’a gelene kadar. Dört tane çocuğumuz oldu.

C.Taş: Sen Şıhanlı (Şixan) Paşa’yı tanıyor musun?

A. Sarıgül: Belki görmüşüm ama hatırlamıyorum.

C.Taş: Peki Pardiyeli Hüseyin’i (Wuşênê Pardiye)?

A. Sarıgül: Duymuşum ama görmedim. Ancak Hüseyin Doğanay’ı gördüm. Bursa’ya geldi, orda bana misafir oldu.

C.Taş: Tanrı rahmet eylesin, Hüseyin Doğanay’a. Pardiyeli Hüseyin (Wuşênê Pardiye) ile Qemero Areyiz (Kamer Demir) de Bursa’dalar.

A. Sarıgül: Ben görmedim. Ama Nuray Canerik Krmızıköprü’ye (Pırdosur) geldi. Orada bizi (kasete veya filme) çekti ama hiç bir yerde çıkmadı (yayınlanmadı). O dedi ki: “Ben Kalan Plak ile konuşurum, sana haber veriririm.“

C.Taş: Biz öyle sanıyorduk ki, Zazaca ezgileri ilk defa plak veya kasete okuyan Hüseyin Doğanay’dır ama sen ondan önce plak çıkarmışsın. 

A. Sarıgül: Ben, ilk Zazaca plakı 1966’da çıkardım:

“Vore vora esto gılê kou, Çêu barkerdo şiyê duze waru.“

O yıllarda plakçılar Sirkeci Doğubank’da idiler. Ben, tamburumu alır, gider, onların kapısında çalardım.  “Oy Kibare“ türküsü de bana aittir. Önce Sezgin Coşkun, sonra Yılmaz Çelik söyledi:

 

Oy Kibare Kibare⁷  (s.23)

Wusar nao amo,

Sonime têde ware

Murodê ma kena,

Ez vaci ke Buyere

Ax Kibare Kibare,

Xebere mı dê ware

Maa to ke pêheşiyo,

Ma erzena ra dare

Yenê to wazenê,

Nêzon se keri

Nıfısa ma çina,

To bıremni beri

Ax Kibare Kibare,

Xebere mı dê ware

Maa to ke pêheşiyo,

Ma erzena ra dare

Va ke, “meşte bê, ez to de remenu“

Fecir nao kot cı, kes teber nêbeno

Ez vaci ke maa xo nêverdana bêro

M ke Heqi ra wasto, mırod nêcero

Perê mı çinê ke, ez qolınd bıderi

Malê mı çino ke, ez veyve bıkeri

*************

Xıdır Akgül, benden ‘Oy Fadike‘ ezgisini duydu, sonra dedi ki “benimdir.“

Enver Çelik ise, “Ax Dersimo“⁸ türküsünün havasını duydu (öğrendi) ve o makamdan söyledi.  Ancak, o türküyü ben 1994’de Aşkirek’de iken uyarladım. Köylüler göç ediyordu, köyler boşalmıştı. Bu durumu gören ben, üzülüp ağlamıştım. Efkarımdan bu ezgiyi dillendirmiştim:

Ax Dersimo, vax Dersimo

Dersim ewre ça murzıno

Dısmen ewre amo, koto ware

Warê ma dumano, mızo

Sarê xo wedare bao

No çı halo, çı dewrano

Şiyo diyarê Mazra Koyi

Nê bırao, nê cirano

Bêrê ma pia şime ware

Dısmeni bercime dere

Kes ma ra persê nêkeno

Mal ardo sano Kıpıre

Sarê xo wedare bao

No çı halo, çı dewrano

Şiyo diyarê na Baroşi

Nê bırao, nê cirano

Hêfê mı yeno na qonaği

Hostayi çinê ke vıraji

Rıjiyo, nêşkin ke vıraji

Şiyu zerrê bonê çêyi

Tekna thola, non tey çino

Sarê xo wedare bao

No çı halo, çı dewrano

Şiyu diyerê Tumv Puli

Nê bırao, nê cirano

Nonê çina xorê bori

Ax thoraq çino xorê gude keri

Şêr kon rewıke nêasena

Khoçıkê doyi xo ser de keri

Hêfê mı yeno, na dewa ma

Bar kerdo şiyê ciranê ma

Malê ma bêşüane wendo

Verg amo koto gorra ma

Vace, Hemedê mı vace

Derdê to ki zafo ma ra

Suzê ma çıko nêzonme

Surgun kenê dewa ma ra

Bar kenime dewa ma ra

*************

C.Taş: Sen yine de en çok bizim dilden türkü üret. İnanç üzerine, deyişler söyle. Çünkü, artık çok kişi Türkçe söylüyor. Ama dilimiz Zazaca’dan (Kırmancki) artık fazla kimse üretemiyor.

A. Sarıgül: İzmir’de Ali Ekber diye biri var. Benim sağdıcımın oğludur. Ezgilerimi en çok o dağıttı (dolaşıma soktu). Nereye gitse söylüyor, kasetlere okuyor. Ama, diyor ki:

“Bunlar benimdir.“ Demiyor ki, bunlar Ahmet Sarıgül’e aittir. O’nunkiler de var ama (söylediklerin) çoğu bana aittir. Kardeşim Hüseyin (Sarıgül) de türkü söylüyor (üretiyor).

C.Taş: Bu “Fadike“ ezgisini sen, çocuklarının annesi üzerine mı yaktın?

A. Sarıgül: Evet, evlendiğimizde… Ondan sonra bizim köyden bir kızı daha evlendirdiler. O da henüz çocuktu, hem onun adı da “Fadike“ idi. O ezgiyi, o zaman söyledim (uyarladım, ürettim). Dedim ki “neden küçük kız çocuklarının günahına giriyorlar? Bir ezgi uyarlıyayım, her kese ibret olsun!“ O küçük kızı götürdüklerinde, eşimin çocukluğunu hatırladım, acıdım.

C.Taş: Peki şimdi kaç çocuğun var?

A. Sarıgül: İki kız, iki oğlum var.

C.Taş: Allah keder vermesin, adları nedir?

A. Sarıgül: Allah razı olsun! Erkekler Abdullah ve Süleyman, kızlar ise Necla ile Leyla’dır.

C.Taş: Çocuklardan kim evli? Torunlar var mı?

A. Sarıgül: Yalnız Leyla bekardır, öbürleri evlidir. Beş torunum var. Üçü kızımdan, ikisi de oğlumdan.

C.Taş: Allah bağışlasın.

A. Sarıgül: Allah sizinkileri de, size bağışlasın.

C.Taş: Son sözün nedir…?

A. Sarıgül: Çok sağol.

C.Taş: Sen de sağol Ahmet Amca. Allah gölgeni üzerimizde eksik etmesin. Hayırlı ömürler.

Ahmet Sarıgül oğlu Süleyman ile

…………

Notlar: 

 

 

¹. (C.Taş, Samsun, Termal’de Bolas köy şeklinde kaydetmiş. Ancak, röportajın ilerleyen bölümünde A.Sarıgül, Terme adını telaffuz ediyor. Sanıyorum Terme yerine Termal şeklinde bir yanlış yazım hatası var. Bolas adlı köye ait bilgilere ise ulaşamadım. Ancak, Samsun da Balaç ve Ladik de Bolat adlı benzer isimli köyler var.

 

http://tr.wikipedia.org/wiki/Bolat,_Ladik

http://tr.wikipedia.org/wiki/Bala%C3%A7,_Samsun

http://v2.cache4.c.bigcache.googleapis.com/static.panoramio.com/photos/original/43284114.jpg?redirect_counter=2   

  

². Ahmet Sarıgül’e göre “Oy Meleme” ezgisi konusunda durum şöyledir:

Ezgi, 1965 yılında Aşık Daimi tarafından plak yapılmış ve söz-müziğin Ahmet Sarıgül’e ait olduğu belirtilmiştir. Daha sonraları ise Hasan Sağlam tarafından seslendirilmiştir.

A. Daimi ve H.Sağlam’ın okuduğu varyantlara ulaşamadım. Ozan Rençber ise, bir röportajında Aşık Daimi’nin ‘Oy Melemi’ eserinin kendisini çok etkilediğini ve daha sonraki yıllarda albümlerinde yer verdiğni belirtir, (http://ozanrencber.blogcu.com/ ). Ancak, ezginin Ozan Rençber tarafından okunan varyantı Zazaca’dır. Oysa yukarıda aktarıldığı varyantta da görüldüğü gibi A.Sarıgül, ‘Ben, Zazaca (Kırmancki) ve Türkçe (Tırki) karışık okumuştum. Rahmetli Aşık Daimi o ezgiyi değiştirdi‘ demektedir. Demek ki, Ozan Rençber, ezginin tümünü Zazaca okumakla aslında katkıda bulunmuş oluyor. Ama onun da yanıldığı nokta, ezginin Aşık Daimi’ye değil aslında Ahmet Sarıgül’e ait olmasıdır. Umarım, bu yazı düzeltme için bir vesile olur.

Ozan Rençber’in albümünün yayınlanma tarihine ve okuduğu ezginin yazılı sözlerine ulaşamadım. Ancak, müziğnden yaptığım çözümlemesi (olası küçük farklılıklarla yaklaşık olarak) şöyledir: 

 

Oy Meleme

 

Oy Melemi, Melemi

Çımi şiay buri qelemê

Ez büne meftunê to (Ez biyü/ne meftunê to)

Büne dısmenê alemi (Biyu/biyüne dısmenê alemi)

Çênê to çı kıvara

Royê mı guret mı ra

 Ez bızon ke mırenu,

Vırare fin vılê to ra.

Melem, Melem bê nata

To na zerra mı pota

Çor roji na dinawa

Haqi ma rê rınde vata.

 

Melem to çı kıvara

Royê mı guret mı ra

Ez bızan ke mırenu,

Vırare fin vılê to ra.

Melem, Melem bê çê ma

Ez heyranê çê sıma

Zerra to keşi mekuyo,

Mı to kerda xo çıma (Mı to kerda xo çım ra)

 

Çênê to çı kıvara

Royê mı guret mı ra

Ez bızan ki mırenu,

Vırare fin vılê to ra.

 

*************

Ozan Rençber – Oy Meleme: 

http://www.youtube.com/watch?v=bVObfpaogE0

 “Oy Meleme” ezgisinin bir varyantı da Yılmaz Çelik’in “Biya Duri” (2008) albümünde yer almaktadır.  

Yılmaz Çelik – Oy Meleme: http://www.youtube.com/watch?v=oFawl4Q5p3M 

 

Oy Meleme, Meleme

Çımi şiay buri qelemê

Ez büne meftunê to   (Ez biyü/ne meftunê to)

Büne dısmenê alemi  (Biyu/biyüne dısmenê alemi)

 

Çênê to çı kivara

Royê mı guret mı ra

Ez bızon ke mırenu,

Vırare finu vılê to ra

Melem, Melem bê çê ma

Ez heyranê çê sıma

Zerra to keşi mekuyo

Mı to kerda xo çıma (Mı to kerda xo çım ra)

Çênê to çı kivara

Royê mı guret mı ra

Ez bızon ke mırenu

Vırare fino vılê to ra. 

Bê Melemam bê nata

To na zerra mı pota

Destê xo destê mı ke

Heqi ma rê rınde vata

 

Çênê to çı kivara

Royê mı guret mı ra

Ez bızon ke mırenu,

Vırare finu vılê to ra.

 

*************

CD’nin internetteki tanıtımında şunlar yazılı:

 “Oy Meleme Vatoğ: Aşık Daimi Areker: Hawar Tornecengi Varyant: Rençber (Çekuya Peyene)”

Tekrarlarsak, eser A. Sarıgül’e aittir. A.Daimi, bunu türkçeleştirerek bir varyantını okumuştur. Daha sonraki yıllarda Ozan Rençber tarafından tümüyle Zazaca okunmuştur. Yılmaz Çelik’in “çekuya peyene“ dediği ama aslında tümünü küçük farklılıklarla okuduğu ezginin yazılı ‘kayıtçı’sının Hawar Tornêcengi olduğunu öğreniyoruz. Bu eserin kime ait olduğunu bilmediği anlaşılan ‘Areker’ H. Tornêcengi, bundan böyle yakın köylüsü Ahmet Sarıgül’ü gönül rahatlığıyla kaynak olarak gösterebilir.

³. Cemal Taş’ın yaptığı röportajda “Ela Gözünü Sevdiğim Dilber” şeklinde yazılmıştır. Ancak, kayıtlara “Ela Gözlerini Sevdiğim Dilber” şeklinde geçmiştir. Aşağıda bu kayıtlardan üç varyantı sunuyorum.  

 

Ela Gözlerini Sevdiğim Dilber-1

 

Ela Gözlerini Sevdiğim Dilber

Ela gözlerini sevdiğim dilber

Cihana saldırdı gözlerin beni

Bu dertten bu sinem çürüyüp gider

Hasrete yandırdı gözlerin beni

 

Ben sana hayranım çekerim cefa

Sular gibi aksam çay olsam daha

Gel sevdiğim senle edelim veda

Hasrete yandırdı gözlerin beni 

 

Yöre: Tercan-Erzincan

Söyleyen : Davut Sulari

Notalayan: Muzaffer Sarısözen

http://www.favorinet.net/yerli-sarki-sozleri/387405-muzaffer-sarisozen-ela-gozlerini-sevdigim-dilber.html 

 

Yavuz Bingöl:

 http://www.youtube.com/watch?v=Ry0N3zVCZiY

 

 *************

 

 

Ela Gözlerini Sevdiğim Dilber-2   

 

Ela gözlerini sevdiğim Dilber
Göster cemalini görmmeye geldim
Buselerin derde derman dediler
Gerçek mi sevdiğim sormaya geldim

Senin aşıkların gülmez dediler
Ağlayıp yaşını silmez dediler
Seni seven yiğit ölmez dediler
Gerçeek mi cananım sormaya geldim

Sarıgülü’m elden ele Gezerim
Ela gözlü yari candan severim
Dediler o güzel sararıp solmuş
Hak nasip ederse görmeye geldim

Yöre: Tunceli – Pülümür

Kaynak: Ahmet Sarıgül

Notalayan: Mustafa Hoşsu

Notaları: http://www.turkuyurdu.com/turku-notalari/geldim-ela-gozlerini-sevdigim-13583.htm

 

*************
Elâ Gözlerini Sevdiğim Dilber –3

Elâ gözlerini sevdiğim dilber
Göster cemalini görmeye geldim
Şeftalini derde derman dediler
Gerçek mi sevdiğim sormaya geldim

Gündüz hayallerim, gece düşlerim
Uyandıkça ağlamaya başlarım
Sevdiğim, üstünde uçan kuşların
Tutup kanatlarından kırmaya geldim

Senin aşıkların gülmez dediler
Ağlayıp yaşını silmez dediler,
Seni biraz saran ölmez dediler
Gerçek mi sevdiğim sormağa geldim

Mail oldum senin ince beline
Canim kurban olsun tatlı diline
Aşık olup senin hüsnü bağına
Kırmızı gülleri dermeye geldim

Karacaoğlan der ki gönül doğrusu
Gökte melek, yerde huma yavrusu
Ben sana söyledim, sözün doğrusu
Soyunup koynuna girmeğe geldim

Kaynak: Karacaoğlan

Söyleyen : Anonim

 http://www.yeniforumuz.biz/showthread.php?1771331-Elâ-Gözlerini-Sevdiğim-Dilber-Anonim

Ahmet Sarıgül,  1962 yılında bu ezgiyi İzmir radyosunda okuduğunu ve daha sonra ise Bedia Akartürk’ün de seslendirdiğini belirtiyor.

 

Türkünün izini sürerken şu değerlendirme ile karşılaştım:

 

“TRT repertuvarında bu haliyle yer alan türkünün aslı Karacaoğlan’a aittir ve kaynağındaki halinden bir hayli yıpratılmıştır. 19.04.1964 tarihinde Mustafa Hoşsu tarafından derlenmiştir. Rep. No. 70”. 

http://www.turkudostlari.org/13583/Ahmet-Sarigul/Geldim-(Ela-Gozlerini-Sevdigim)-sozleri.html

Diğer bir varyantının A.Sarıgül’den önce Davut Sulari tarafından seslendirildiği ve Muzaffer Sarısözen tarafından notaya alındığı “Rep.No: 0147” de kayıtlıdır.

 

Gerçekten bu türkünün bir çok varyantının olduğu ama aslının 17.yy şairlerinden Karacaoğlan (1606-1679) tarafından yazıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca bu ezgi Neşet Ertaş, Yavuz Bingöl gibi daha bir çok ünlü sanatçı tarafından seslendirildiği gibi farklı varyantları da farklı kişiler tarafından notaya alınmıştır. İşte o detaylara ait bazı bilgiler:

 

 

  ELA GÖZLERİNİ SEVDİĞİM DİLBER TUNCELİ/Pülümür Ahmet Sarıgöl Mustafa Hoşsu Mustafa Hoşsu
  ELA GÖZLERİNİ SEVDİĞİM DİLBER ERZİNCAN/Tercan Aşık Davut Sulari Muzaffer Sarısözen Muzaffer Sarısözen
  ELA GÖZLERİNİ SEVDİĞİM DİLBER ANKARA/Çubuk/Karaköy Burhan Gökalp Burhan Gökalp İsmet Akyol
  ELA GÖZLERİNİ SEVDİĞİM DİLBER MALATYA Kemal Çığrık Ahmet Sezgin Ahmet Sezgin
           

 

http://dc281.4shared.com/img/Mwv902dT/preview.html

 

http://www.trtnotaarsivi.com/arsiv/thm/thm_arsiv.pdf 

 

. Ahmet Sarıgül’ün belirttiğine göre “Vore Vora“ türküsü plak olarak ilk defa 1966’da seslendirilmiştir.  (“En sıfte mı Zazaki plake 1966 de vete“s.23).

 

Bu ezginin bir versiyonu Kadri Karagöz tarafından seslendirilmiştir. 1991 yılında çıkarılan“Yüzyıllık Dersim Türküleri“ isimli kasette ‘Vore Vora‘ adıyla yer alan ezginin söz ve müziğinin “anonim“ olduğu belirtilmiştir.

 

Kadri Karagöz, Yüzyıllık Dersim Türküleri-1991, Söz-Müzik: Halk Türküsü (anonim)

 

Kadri Karagöz: 

 http://www.youtube.com/watch?v=I4mB1rHfy5w&feature=related 

 

Bazı kelimeleri net anlaşılmayan ezginin K.Karagöz tarafından söylenen versiyonu:

 

Vanê vore vora, eşto gılê kou

Çêwu barkerdo amê na dewu

La law to ke sona pêyê dugelu

Comerd Xoli to ma rê vezo biyaro.

Vanê vore vora, vora khanê sero

To jü mordema na xanu sero

Ez mınete ken mordemê jê to

Comerd Xoli binê perrê xo sano

Vanê vorê menda, vora na kou

 

Wusar nao yeno, çeyi sonê waru

La law endi waxtê a roze amo

Mılet mı rê xevera ka to biyaro

 

*************

Bu ezginin bir versiyonu da Metin-Kemal Kahraman tarafından seslendirilmiştir. 2000 tarihli “Sürela“ adlı albümde yer alan ezginin kaynağı (çıme) Hawar Tornêcengi olarak gösterilmiş, söz ve müziğinin (Kılam& Qeyde) ise eski (khan) yani anonim olduğu belirtilmiştir. Ancak, A. Sarıgül’ün verdiği bilgilerden sonra, artık bu durum değişmektedir. Bundan böyle ezginin kaynağı olarak A. Sarıgül’ü zikretmek gerekiyor. Bu versiyondaki sözler şöyledir:

 

Vanê vore vora esto gilê kou

Yarê mı sıleciyo, sono duwelu

La lao, tı ke şiya peyê duwelu

Comerd Xoli to ma rê vezo, biyaro

 

Vanê vore vora … vora khanê sero

Tı jü mordema, na xanu sero

Tiji biya şiren waranê ma serro

Gul u sosini biyê tê ra, ağwe kota daru

 La lao herey mekuye, waxtê vıra ra.

 

*************

Kılam& Qeyde: Khan

Çıme: Hawar Tornêcengi

 Aranje: Metin u Kemal Kahraman

Sürela – 2000

Vanê Vore Vora – Metin Kemal Kahraman:

http://www.we7.com/#/song/Metin-Kemal-Kahraman/Vane-Vore-Vora

http://www.youtube.com/watch?v=C1vaUZqpx0w&feature=player_embedded 

 

. Mazra Koyi: Eski kayıtlarda Türkçesi ‘Mezreköy‘ olup ‘dağ mezrası‘ anlamına gelir. Pülümür Kırmızıköprüye bağlıdır. Bugünkü Türkçe adı Sarıgül’dür. (İlginç olan, köydekilerin çoğunun soyadı da Sarıgül; köye bu adın verilmesinin 1980 sonrasına rastladığı sanılıyor). Aşkirek ise, Zazacası Aşkirege (Askirege) olan bugünkü Kocatepe köyüdür; Pülümür, Kırmızıköprü bölgesindedir.  

 

. Fadike türküsünün sözlerindeki farklılıklara rağmen, müziğinin  aynı olduğu görülmektedir. A. Sarıgül’ün, kendisine ait olduğunu belirttiği ezginin bir versiyonunun, Hıdır Akgül tarafından seslendirildiği ve sahiplendiği anlaşılmaktadır. H. Akgül’ün kasetine ulaşamadım, ancak Yılmaz Çelik’in seslendirdiği versiyonda önce Hıdır’ın, sonra da Yılmaz’ın  adı geçmektedir. Diğer sanatçıların seslendirdiği versiyonlarda  da “söz-müzik“ Hıdır Akgül’e ait gösterilmiştir. Bu demektir ki ezgi, daha çok Hıdır Akgül adı ile tanınmaktadır.

Ancak, Ahmet Sarıgül’ün sözleri çok nettir. Hıdır Akgül’ün eserini ‘sahiplendiğini” belirtiyor. H.Tornêcengi de, A.Sarıgül’in bir yakını olduğu anlaşılan Seydali Sarıgül’e dayandırdırdığı bir çalışmasında eserin Ahmet amcaya ait olduğunu belirtiyor. İşte, A. Sarıgül’ün versiyonu:

 

AX FADIKE


Çarsefe* esta xo ser
Werte de beli nêbena
Mı sêrkerd Fadıka mı
Hurdi hurdi bervena.

Ax Fadıke Fadıke
Newe biya veyvıke
Waştiyê xo dustra niyo
Guneka na çêneke.

Nêzonu çayê bervena
Ez vaji zera xo çina,
Guna naye vemekuyê
Rozê sımara pers bena.

Ax Fadıke Fadıke
Payizi biya veyvıke
Waştiyê xo dustra niyo
Hêfê na çêneke.

Sonde hewnê xo nino
Vana maya mı bêro
Maa xo ke amê-vana
Ez çêna xo teyi benu

Ax Fadıke Fadıke
Newe biya veyvıke
Waştiyê xo dustra niyo
Guneka na çêneke.

Zewez çıko nêzona
Domanu de kaykena
Cira ke qeseyê vanê
Nisena ro bervena.

Ax Fadıke Fadıke
Payiz biya veyvıke
Waştiyê xo dustra niyo
Guneka na çêneke

Vaze Hemedê mı vaze
Neqedinê derdê mı
Sarê xo cênu sonu
Nêverdano piyê mı.

Ax Fadıke Fadıke
Payiz biya veyvıke
Waştiyê xo dustra niyo
Guneka na çêneke.

 

*************
_________________________
Qese u qeyde: Ahmet Sarıgül
Vatoğ: Cafer Kaplan
Het: Pilemoriye (Askirege-Mazra Koyi, 1959)
Arêker: Hawar Tornêcengi

Çıme: Seydali Sarıgül (suka Mannheim-Almanya)

http://www.facebook.com/group.php?gid=37976388996#!/topic.php?uid=37976388996&topic=15289

 

*Çarsefe: Kastedilen çarşaftır. Ancak, birincisi “Çarsefe” şeklinde yazılışı doğru değildir. Çünkü Zazaca’da ‘Çarsef’ olarak telaffuz edilen kelime, erildir. Bu durumda “Çarsefe” değil ama Çarsefê (bir çarşaf) şeklinde söylenmesi gerekir ki, o zaman da cümle “Çarsefê esto xo ser” olur. İkincisi, Dersim’de baş örtüsü olarak Çarşaf kullanılmaz, eskiden de kullanılmıyordu. Çarşafı kullananlar, yanlış bir şekilde Laz olarak bilinen ama aslında Türkçe bir şive konuşan, Karadeniz’den getirilip bölgenin, Ermenilerden kalan verimli topraklarına yerleştirilen göçmenlerin kadınlarıdır. Bunlar siyah ve genellikle de kahverengi örtü giyerlerdi. Erzincan’ın Üzümlü, Tercan, Çayırlı ilçelerine bağlı Türk köylerinde kadınlar hala bu örtüleri giymektedirler. Alevi Zaza kadınları ve özellikle de berbi (berbiye) olanlar ise düğünlerde, çarşaf değil ama ‘hêrame’ denilen örtüyü kullanırlardı. Bu da genellikle siyah renkliydi. Genelde kullanılan baş örtüsü ise Leçege (leçek) idi ki, Hıdır Akgül’in versiyonunda geçiyor. Ayrıca tülbende (tülbent), vala  gibi baş örtüleri de kullanılırdı. Zazaca’da bunların hepsine “Çitıke” deniyordu ki, bu da başörtüsü (çit) anlamına geliyor.

Oy Fadike Fadike

(Hıdır Akgül’ün versiyonu: Seslendiren: Y.Çelik)

 

Zewez çıko nêzana 

Domanan de kaykena

Jüye xeberê vazo

Nisena ro berbena  

Oy Fadikê Fadikê

Ewro biya veyvıke

Waştiyê xo dust ra niyo 

Guneka na çêneke

Leçega eşta sere

Wertê de bêli bena

Mua xo ke vana

 Ez çêna tey benu

 

Oy Fadikê Fadikê

Ewro biya veyvıke

Waştiyê xo dust ra niyo 

Guneka na veyvıke

 

Vaze Xıdırım vaze

Dina to rê nêmana (Dina to rê nêmanena)

Vaze Yılmazım vaze

Dina to rê nêmana  (Dina to rê nêmanena)

Guna na çêneke

Rocê ma ra pers bena.

 

Oy Fadikê Fadikê

Ewro biya veyvıke

Waştiyê xo dust ra niyo 

Guneka na çêneke

 

Yılmaz Çelik:

http://www.youtube.com/watch?v=eo0A_VpWB0k

 

Nilüfer Akbal:

 http://www.youtube.com/watch?v=Nlz1-Albrro

 

Selda Bağcan:

http://www.youtube.com/watch?v=mBLF_eGTP9c

 

Halil Gümüş:

http://www.youtube.com/watch?v=2WcVvNErZxQ

 

Rıza Akkoç:

http://www.youtube.com/watch?v=DkXAE4U_zWs

 

Gulistan Perwer:

http://www.youtube.com/watch?v=8uLdl5wRCQM&feature=related

 

Kardeş Türküler:

http://www.youtube.com/watch?v=viVxvi60Vcc&feature=player_embedded

 

İzzet Altınmeşe – (Türkçe):

http://www.youtube.com/watch?v=TQxpu5p40Bc&feature=related

 

. Oy Kibare Kibare

 

İhsan Güleç’in seslendirdiği ezginin müziğinin, Hasret Gültekin tarafından yapıldığı belirtilmektedir. İhsan Güleç’in seslendirdiği ezginin sözleri biraz farklıdır ama Ahmet Sarıgül’ün ezgisinin bir versiyonu olduğuna kuşku bırakmıyor.   

 

Oy Kibare Kibare,

Mı va sande bê ware

Maa to heşina pê

Ma ğuncena na dare

Piyê to heşino pê

Ma ğunceno na dare

 

Verê banê piyê to

Kibar dara tenge

Ewre mıno tüya*

Şime serê mereke

 

Oy Kibare Kibare,

Warasen de bê ware

Maa to heşina pê

Ma ğuncena na dare

Piyê to heşino pê

Ma ğunceno na dare

 

*************

 

İhsan Güleç, Oy Kibare:  

http://www.youtube.com/watch?v=CtGf0uQT95k

 

Ezginin sözlerini, İnternetteki müzikten çözmeye çalıştım.

 

 

*“Ewre mıno tüya“ şeklindeki bir telaffuz yanlıştır. Doğrusu, “ewre ez ve to ra“ olabilir.

 

⁸. Enver Çelik’in seslendirdiği “Ax Dersimo“ türküsünün sözleri aşağıdadır. Ahmet Sarıgül’ün ezgisi ile karşılaştırıldığında epeyce farklı gözüküyorlar. Ama herhelde bir esinlenme söz konusudur. A.Sarıgül’ün ezgisinin müziğini duymadım. Öyle anlaşılıyor ki A.Sarıgül türküsünün havasının (makamı) ç/alındığını kastediyor.

 

 

Ax Dersimo

 

Kaynak: Bydigi Forum http://www.bydigi.net/siirler/26987-ax-dersimo.html#post210227

 

Sanma ki seni unuttum
Senin için adak tuttum
Karın yağmurun bulutun
Özlemimsin Munzur suyu

 

Ax Dersimo, wax Dersimo
Çhemê Munzur zaf hersıno
Mılletê ma surgın kerdê
Dewran dewranê kutıkano
Dewran dewranê kelpono

 

Dertlisin, bağrı yanıksın
Sen tarihin tanığısın
Gelemem çok uzaktasın
İsyanımsın Munzur suyu

 

Ax Dersimo, wax Dersimo
Çhemê Munzur zaf hersıno
Mılletê ma surgın kerdê
Dewran dewranê kutıkano

 

Dewran dewranê zalımano

 

http://www.youtube.com/watch?v=eC5jpv0bL8g

 

http://www.facebook.com/video/video.php?v=116052688470331&oid=167873859902241&comments

 

Yorum yapın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.